23 Kasım 2006 Perşembe

İŞ'E



sıkıştım. acilen iş’emem lazım!
son güne bırakılmamalı işler. hele ki ‘son günden sonraki gün (!)’ mühim ve tehlikeli ziyaretçilerin olucaksa, asla!
sigaralar içerek iş yetiştirmeye çalışıyorum.

bununla birlikte, uzun ve kutu olan parliament, söndürülemiyo! farkı ne diğer bin çeşit parliament’ten diye sorucak olursan; farkı bu. izmaritleşmemekte ısrarcı.
kül tablalarında (küllüklerde/kül tabaklarında hatta) birikmiş izmaritleri estetik bulmam da ayrıca değerlendirilmeli, derim.

nedense gayet neşeliydim bugün iş’te. bi ara durdurmaya çalıştıysam da kendimi, bunu, uyarıldığım için özenle yapıyomuşum algısı yaratmamak adına. durduramadım. lüzumsuzca çağıldayan bol sulu bi nehir gibiydim. çağıldama, iş yeri aksanaksannereyekadarakarsınbi’yer olduğu için lüzumsuz. ve romanıma pastoral ögeler de mi koysam? az önceki betimlemem, aklıma getirdiği ‘başarıyla çoban şiirleri de yazabilirliğim ihtimali’ nedeniyle korkutucu!

değişik varyasyonlarla söylenen (nükhet duru yorumu, çocuk korosu solisti kızın ağzından söyleme, üzgün ve fakir çocuk tonu) ‘orda bir köy var uzaktaağ’, ilhan irem’den ‘ağlamağ ağlamağ gözünüğ seveyyiim’, ahmet özhan’dan 70’li yıllar şarkısı ‘kapat gözlerini kimse göörmesiin’ ve eda özülkü menşeli ‘ayıptır aşşkın kanıyo içimde nerr’de o sevgili adağletiin’ günün repertuarıydı. arada, insanların cümleleri içinde geçirdikleri sözcüklerin hatırlattığı ufak couple'leri saymazsak.

dün gece nihayet yatağa geçerken, beyaz kağıtlarlı ve elime ol geldiği için pembe keçeli kalemliydim. ‘romanın ilk sayfası için bi afiş tasarlıyayım, güzel olur di mi?’nin ettirdiği bi şeydi. afiş için çizdiğim ilk kenarlık boyutunu küçük bulup bununla tatmin olamayınca, yeni ve daha büyük bi çerçeve çizdim başka bi kağıda. ama… bi yandan uyumak diğer yandan çalışabilmek gibi olanaklar sağlayan paketler satılıyo olmalı günümüz dünyasında...

büyük kenarlıklarımın çok güzel olduğunu; başlamak bi işi bitirmenin yarısıdır’sa, romanı yarıladığımı söyleyebilirim. fikirlerini almak üzere, bazı eleştirmeyebayılaninsanlarıma yollamayı düşünüyorum. fh’ye mesela. acımasız ama doğrucu bi eleştirmendir. onunla ilgili tehlike şu: gerçekten ilgilenmemiş de olabilir, ‘şuna bi bak…’ dediğin şeyle. ama özenip zaman ayırmışsa, dikkate alınmalıdır.

öz’le evde yenen ve çok işim olduğundan onun hazırladığı kısa süren akşam yemeği, ardından içilen kahve, kahveden sonraki çay; bugünün yüz yüze yapılan son sosyal iletişimi oldu.

yarının işi çok. dönülmez yeminler zamanı üstelik… mihmandar anonsçu, yanlış yerlerden bölüyo mesleki yemini. böyle olunca, biz de yanlış yerlerden bölünmüş kısımları tekrar ediyoruz. sinir bozucu. laik sözcüğünü, laaik biçiminde sesletmesi de ayrı bi problem.
ve yarın bu saatlerde, aile boyuyuz!

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home

<
 8o  XML� 
Image Hosted by ImageShack.us