PAZ-

demiştim.
pazarda son dört saat! n’aptım, ne ettim; pek bi fikrim yok. geç uyanılan bi gün olduğunu biliyorum. sonra da bi hışım geçen.
öğleden sonra canım pek istemiyoken, dünkü resimde nokta tayini ile gösterdiğim oram ve buram hala ağrıyoken, dışarı çıktım. hamburgecide, hamburgere kudurmuş, kavgacı ve sinirli insanlarla kucaklarındaki veya eteklerindeki aptal çocuklarının arasında sıra beklerken geçen onu mu yesem, bunu mu yesem dakikalarımda, bütün erkeklerin ayakkabılarının aynı olduğunu, hiçbi’ ayakkabımın hiçbirinin ayakkabılarıyla aynı olmadığını fark ettim. hamburgerciye girenleri öperek karşılayan, pazar günü için fazla şık ve fazla süslü kadını yadırgayışım ayakkabılarla ilgili ayırdımın ardından geldi. burger king ortamı, açılan kapı, geleni öpen ve hoş geldiklerini bildiren kadın!... yeni gelenle, ona kılavuzluk eden kadını takip edince gözle, anladım ki camekanlı salonda civcivli bi durum var. milyonlarca çocuk. kimi salonun camına tırmanmış, bağırıyo; kimi masanın altına sıkışmış, bağırıyo; bi kısmı masaya dizilmiş karşılıklı, ellerinde plastik çatallar yiycek bekliyo ve bağırıyo. ortak noktalarını tekrar etmeye gerek yok! içerde bi doğum günü partisi!...
pazarda son dört saat! n’aptım, ne ettim; pek bi fikrim yok. geç uyanılan bi gün olduğunu biliyorum. sonra da bi hışım geçen.
öğleden sonra canım pek istemiyoken, dünkü resimde nokta tayini ile gösterdiğim oram ve buram hala ağrıyoken, dışarı çıktım. hamburgecide, hamburgere kudurmuş, kavgacı ve sinirli insanlarla kucaklarındaki veya eteklerindeki aptal çocuklarının arasında sıra beklerken geçen onu mu yesem, bunu mu yesem dakikalarımda, bütün erkeklerin ayakkabılarının aynı olduğunu, hiçbi’ ayakkabımın hiçbirinin ayakkabılarıyla aynı olmadığını fark ettim. hamburgerciye girenleri öperek karşılayan, pazar günü için fazla şık ve fazla süslü kadını yadırgayışım ayakkabılarla ilgili ayırdımın ardından geldi. burger king ortamı, açılan kapı, geleni öpen ve hoş geldiklerini bildiren kadın!... yeni gelenle, ona kılavuzluk eden kadını takip edince gözle, anladım ki camekanlı salonda civcivli bi durum var. milyonlarca çocuk. kimi salonun camına tırmanmış, bağırıyo; kimi masanın altına sıkışmış, bağırıyo; bi kısmı masaya dizilmiş karşılıklı, ellerinde plastik çatallar yiycek bekliyo ve bağırıyo. ortak noktalarını tekrar etmeye gerek yok! içerde bi doğum günü partisi!...
hep mi aynı tanrım?
1984’ten beri aklımda duran, elimde çatal bağırırken fotoğraflandığım için de bi türlü unutamadığım doğum günü yine geldi aklıma. alt kat komşusu brc’nin partisi. üstümde el örgüsü gay bayrağı desenli kazak, hayran gözler, düşük kaşlarla birine bakıyorum; kime bakıyosam… çirkin mi çirkinim.
içerdekilerin hepsi bendi. apar topar sipariş verdim, soğansız olsun dedim, o tarafa bakmamaya çalışıp başka taraflara bakarak siparişi bekledim, tepsiyi aldım, gözüm kaymasın diye bahçeye çıktım, doğum günü salonuna sırtımı döndüm, işime baktım.
ağrılarım sürüyo. hala neremin neremi ağrıttığını bulabilmiş diilim.
yemekten sonra daha çok deney amaçlı kahveler ve çaylar içmeye, adını ‘amerika;spesifik- olarak-da-kaliforniya’ koyduğum geniş masalı kafeye gittim. önce orta türk kahvesi, ardından çaylar, son olarak bi türk kahvesi daha içtim. ağrımda bi değişiklik olmadı. romanla ilgili düşüncelerimi biraz daha netleştirdim. garson tatlı yemem için ısrar etti; yememekte ısrar ettim vs.
ısrarcı garsonlardan aslında temelde garsonlardan hoşlanmam. mutsuzdurlar ve mutsuzlukları önce servislerine, eğer çevreyle ilgili biriysen sonra da sana yansır.
21.20 şimdi ve midem mi bulanıyo ne! bulanmıyo mu yoksa?
içerdekilerin hepsi bendi. apar topar sipariş verdim, soğansız olsun dedim, o tarafa bakmamaya çalışıp başka taraflara bakarak siparişi bekledim, tepsiyi aldım, gözüm kaymasın diye bahçeye çıktım, doğum günü salonuna sırtımı döndüm, işime baktım.
ağrılarım sürüyo. hala neremin neremi ağrıttığını bulabilmiş diilim.
yemekten sonra daha çok deney amaçlı kahveler ve çaylar içmeye, adını ‘amerika;spesifik- olarak-da-kaliforniya’ koyduğum geniş masalı kafeye gittim. önce orta türk kahvesi, ardından çaylar, son olarak bi türk kahvesi daha içtim. ağrımda bi değişiklik olmadı. romanla ilgili düşüncelerimi biraz daha netleştirdim. garson tatlı yemem için ısrar etti; yememekte ısrar ettim vs.
ısrarcı garsonlardan aslında temelde garsonlardan hoşlanmam. mutsuzdurlar ve mutsuzlukları önce servislerine, eğer çevreyle ilgili biriysen sonra da sana yansır.
21.20 şimdi ve midem mi bulanıyo ne! bulanmıyo mu yoksa?
şu bilememelerimden nefret ediyorum.
önce pazar, sonra biter.
önce pazar, sonra biter.

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home