İBİBİKLER! YA DA KAFKAESK DURUMLAR

video kamerayla çekilmiş şarkılı uyduruk filmde 'bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç?' diye sorarken erol evgin, o zamanlar bayıldığım güzeller güzeli derya baykal’a (ki derya baykal o sıralarda trt sunucularından o adamla evli, henüz ferhan şensoy’la bi vukuatı olmamış - gerçi bilemiycez orasını), ner'den bilicektim bekir sıtkı erdoğan’ın başıma yıllar sonra iş açıcağını. akla mı gelir? gelir mi akla ya da? niye gelsin?! o sıralarım, çarşıya çıkınca balon da alalım, erik de alalım, mikrofon da alalım, erik de alalım, balon da alalım şeklinde... ama mikrofon da alalım. ama erik de.
bekir sıtkı erdoğan, şarkının söz yazarı. bekir sıtkı erdoğan ‘ibibikleee röte rötme zordayım’ın da güftekarı. kuşlardan gidiyoruz iki gündür!
kendisi, son şiir kitabının arka kapak resminden anlaşıldığı kadarıyla 137 yaşında. benimle alakası ne? benimle alakası, kitabı ola ki görmem halinde ‘aaa bu muymuş, yaşıyo muymuş, kravat takıp mı yazıyomuş yani şiirlerini?’den ibaret olucakken, bununla sınırlı kalmıyo…
on üç bilmem kaç saat, cep telefonum titredi. bi süre önce giriştiğim uzun kafka anlatısının, dinleyenleri kafka’dan sonsuza dek nefret ettiren bi yerindeyim, bildiğimi bile bilmediğim şeyler anlatıyorum, gayet mutluyum, bakmadım telefona. on saniye geçti geçmedi, bi titreme seti daha. üsteleniyo. baktım, kurum içinden aranıyorum. kurum içindeyim zaten, niye aranıyorum? odam belli, kurumun metrekaresi belli, iki merdiven çıkılsa veya inilse; sola dönülse ordayım. arayan pez. ‘niye cepten arıyosunuz’ dedim. ‘toplantı yapıyoruz.’ dedi. toplantı yapıyo olmak, cep telefonundan aramanın nedeni olarak sunulabiliyo. peki. bi hışım toplantı salonunda olmam gerekiyomuş. oldum. konu bekir sıtkı erdoğan. birdenbire peydahlanan kardeş kurumun işgüzar yeni yöneticisi, bekir sıtkı erdoğan’ın şiirlerinden yapılıcak bi şiir gününün gerekliliğine kalpten inanmış, yönetim katını da buna inandırmış, şiir seçici olarak da ben seçilmişim!
bunu değil yapmanın; dile getirmenin bile manasızlığını dile getirdiğim kısa konuşmamın dikkate alınmıycağını, şairin şiirlerinden yapılıcak bir sunuma çoktan karar verildiğini fark edince, konuşmama kafka’dan, behçet necatigil’den orta asya türk lehçelerinden dem vurarak devam edip, küfürün de sanat sayılması gerektiğini söyleyerek son verdim. sonra yapılan değerlendirme toplantısında (evet, böyle manyaklıklarımız var; toplantıların toplantılarını yapıyoruz biz.) dadaloğlu’nun şiirlerinin de sunulucağı bir başka dinleti yapmamızın hoş olucağı konuşulunca, kendilerine kurum içindeki uygun bi alana türkü bar açmayı önerdim. ciddiye alınmaktan korkmadım diil.
kısaca, bekir sıtkı erdoğan’ı ağırlıyoruz yakın gelecekte.
saçın kestirilmesi, b vitamini kürüne geçmem, ilk kez diş ipi kullanmaya başlayışım günün diğer olayları.
orhan veli’si var bunun, behçet necatigil’i var, uygun görülmesi uygun görülmiycekse de küçük iskender’i var, şairane bulmasam da murathan mungan’ı var. bekir sıtkı’sı olmasın bunları varken.
sezen aksu’nun söz kitabı çıkıyomuş. kenan doğulu da sezen aksu şarkısıyla gidicekmiş örövizyon’a (dünkü haber).
on üç bilmem kaç saat, cep telefonum titredi. bi süre önce giriştiğim uzun kafka anlatısının, dinleyenleri kafka’dan sonsuza dek nefret ettiren bi yerindeyim, bildiğimi bile bilmediğim şeyler anlatıyorum, gayet mutluyum, bakmadım telefona. on saniye geçti geçmedi, bi titreme seti daha. üsteleniyo. baktım, kurum içinden aranıyorum. kurum içindeyim zaten, niye aranıyorum? odam belli, kurumun metrekaresi belli, iki merdiven çıkılsa veya inilse; sola dönülse ordayım. arayan pez. ‘niye cepten arıyosunuz’ dedim. ‘toplantı yapıyoruz.’ dedi. toplantı yapıyo olmak, cep telefonundan aramanın nedeni olarak sunulabiliyo. peki. bi hışım toplantı salonunda olmam gerekiyomuş. oldum. konu bekir sıtkı erdoğan. birdenbire peydahlanan kardeş kurumun işgüzar yeni yöneticisi, bekir sıtkı erdoğan’ın şiirlerinden yapılıcak bi şiir gününün gerekliliğine kalpten inanmış, yönetim katını da buna inandırmış, şiir seçici olarak da ben seçilmişim!
bunu değil yapmanın; dile getirmenin bile manasızlığını dile getirdiğim kısa konuşmamın dikkate alınmıycağını, şairin şiirlerinden yapılıcak bir sunuma çoktan karar verildiğini fark edince, konuşmama kafka’dan, behçet necatigil’den orta asya türk lehçelerinden dem vurarak devam edip, küfürün de sanat sayılması gerektiğini söyleyerek son verdim. sonra yapılan değerlendirme toplantısında (evet, böyle manyaklıklarımız var; toplantıların toplantılarını yapıyoruz biz.) dadaloğlu’nun şiirlerinin de sunulucağı bir başka dinleti yapmamızın hoş olucağı konuşulunca, kendilerine kurum içindeki uygun bi alana türkü bar açmayı önerdim. ciddiye alınmaktan korkmadım diil.
kısaca, bekir sıtkı erdoğan’ı ağırlıyoruz yakın gelecekte.
saçın kestirilmesi, b vitamini kürüne geçmem, ilk kez diş ipi kullanmaya başlayışım günün diğer olayları.
orhan veli’si var bunun, behçet necatigil’i var, uygun görülmesi uygun görülmiycekse de küçük iskender’i var, şairane bulmasam da murathan mungan’ı var. bekir sıtkı’sı olmasın bunları varken.
sezen aksu’nun söz kitabı çıkıyomuş. kenan doğulu da sezen aksu şarkısıyla gidicekmiş örövizyon’a (dünkü haber).

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home