12 Aralık 2006 Salı

GÜNÜN SALI HAALİ

bu kuşlar manyak.
dün henüz kapanmışken, bugün daha çok yeniyken, ebeveyn, yatak odasına geçmiş; camı aralamışım; nihayet, sıcaklığı yaşanabilir düzeye çekmiş dışarıdan gelen ince ayaz; üst üste sigara içiyorum. huzurumu kaçıran bi şey sezdim. duydum mu desem? duyduğuma göre duydum diyeyim.

dışarda ciddi bi miktar kuş, çıldırmışçasına ötüyo. hac’dan getirilmiş camili-minareli saatlerin ezanı öncesinde duyulan kadar yoğun ve çok benzer bi tonda ötüşleri. hatta doğal eko bile söz konusu. kanon halindeler. fakat bu çok anlamsız! kışın ortasındaki gecenin ortasında, sabaha daha aylar varken ötmemeli kuşlar. bi ara; yarasa mı ki bunlar, diye düşündümse de ve yarasalar öter mi ötmez mi’yi bilemeyip kendilerinin küçük yaz (hiç diilse bahar) kuşları olduğuna karar verdim. yılın ılık veya sıcak aylarının kuşları kışın ötmez. çünkü kışın yokturlar onlar. hayat bilgisi müfredatının en geç ikinci ayında v şeklinde, son derece fotografik uçar giderler. bu sırada kitaptaki iyi kalpli kadın salça ve reçel yapmakta, kırmızı biber közlemektedir. sonra yapraklar dökülür, sonra soba yanar, sonra ben mutlaka aşık olurum.
her neyse…
gitmedi mi yani bunlar? hepsi gitmemiş olabilir, tamam; ama ilgili saat, çok ilgisiz. onlar o saatte tüner. yani geceler. demek ki ters giden ya da gidicek bi şeyler var. haberci kuşlar olabilirler. bi süre -mesela bir buçuk saat- sonraki depremi mi duyuruyolar?
derken sızdım bugünün ilk dakikalarında. kuşların bi şeyden haberi yokmuş ya da kaynakları güvenilir diil. düpedüz asparagas! bu gece yoklar. sanırım geceki rezalet yüzünden… gerçi saat henüz 360 derece dönmedi.

ona buna günaydın demekten, günaydın demediklerimin derhal küsmelerinden, ‘hayvaaan günaydın der insan’ tonunda, adımı da söyleyerek günaydın demelerinden nefret ediyorum. seslerine yükledikleri mantık, sorunlu bi kere. günaydın demediğime günaydın demeye mecbur muyum? benimki asosyallik de onun küfreden günaydını çok mu sosyal? bi gün birine, ‘nedir bu ısrarınız?’ diye sorucam. Sorumun, bir saat içinde tüm iş yerine yayılıcağından eminim. ayrıca bu iyi-dilekleşmeler gün içinde de devam ediyo. yoğun ve sürekli iyi-dilekleşmelerin onay gördüğü tek sektörde çalışıyorum çünkü.

öğleden sonra ve akşama doğru, can sıkıntısıyla geldi kuruldu ortaya. uyku gibi bi şey bu. bi gün saçma bi saatte uyumuşsan, ertesi gün aynı saatte yine uykun gelir. bi süredir, her günün aynı saatlerinde başlıyo içim, daralmaya.

bitmeyecek öykü’yü ilk kez, değişim’i bi kez daha, inci’yi ikinci defa okumaya başlamışken; araf’ı hala bitiremedim.

yeni albüm yok, daha çok 20. yüzyılınkilerden takılıyoruz. levent yüksel mesela… hande yener’e iki boy büyük şarkıları ‘apayrı’ ve ‘nasıl zor şimdi’ de bugün gene çağrıldı d sürücüsündeki emniyetli yerinden.

sürekli/ciddi/şeylerden/bahseden/adamlardanım/ben gibi bi duruş sahibi ve ciddi renklerde giyinik, 50’yi çoktan geçmiş adamlarla ciddi şeyler konuşuyo can dündar. ‘ilanihayet’ dedi adamlardan biri hatta. o kadar ciddi şey düşünmekten nasıl konuştuklarını düşünemiyo olmaları ne kadar boktan! suyu mu çıktı sonsuza kadar’ın? ‘palyatif’, ‘yeknesak’ ve ‘sosyalizasyon’ da sinirimi kabartanlar oldu. içindeki sözcüklerden üçü bunlar olan bi cümleyi bi süre düşünmeden anlayabilen, insan olabilir mi? o, insansa ben diilim. olmayayım lütfen.
ısrar etmeseniz…

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home

<
 8o  XML� 
Image Hosted by ImageShack.us