DAHA AZ CAN SIKICI DİİL
lahana sarması tenceresini kapağını ters kapatıp streç filmle sardıktan sonra güzelce bi torbaya koy ki tencere taşıdığın belli olmasın, diyosan; evde o güzelce torbanın büyüğünden de bulundurmalısın. yoksa torba, “içimde tencere var!” diye bas bas bağırır sokakta. ve eğer kendini geri dönülmez bir durumda hissediyosan, o set için artık koyveririr ve bi sonraki sefer daha dikkatli olmaya karar vererek, yürür gidersin. ayrıca rezilliğin de bi tadı yok mudur? bazen üçüncü günde bile yıkanmamışken, üstünde yakası bollaşmanın zirvesini görmekte olan tişörtün, dizi çıkmış eşofmanın, bugünler için or’da duran ayakkabılarınla markete bile gidersin. hiç de huzursuz diilsindir.torbaya kırmızı bi paket çukulata, bi diş fırçası, bi de kasada bu kadar mı bakışı ile burun kıvırmasın diye kasiyer -aslında iki paket de sigara alıcam- kozmetik reyonundan alınmış bi başka şey de koyucam birazdan. az rastlanır bi kombinasyon…
fh’ye gidiyorum. gittiğimde evde olmıycak. ben eve vardıktan, elimdeki bıraktıktan, tekrar dışarı çıktıktan, biraz dolaşıp bi şeyler yiyip belki biraz alışveriş yapıp tekrar eve döndükten üç beş saat sonra gelicek.
taksim dolmuşunun önce çok feci erkek bi sesle kürtçe konuşup, kürtçeyle işini bitirdikten sonra, onu türkçe dublajlayanın “ay hiç uymamış bu ses!” diyceğimiz metroseksüel tonuyla devam eden sürücüsü, şişhane civarında dolmuşumuz trafikçe sağa davet edildiğinde, üç sağımda oturan yolcuya neden az önce inmedin de birazdan iniceksin diye bağırınca bi müddet bunun nedenini anlamaya çalışıyorum, başaramıyorum. sürücü o sırada polislere, daha az ceza yazsınlar diye mi, hiç yazmasınlar diye mi, cezayı yolcuya yazsınlar diye mi, bilmiyorum -bi bakıyorum pofur pofur bi bakıyorum gülümseyerek- bi şeyler anlatıyo. kızılan yolcu da katılıyo onlara. polisleri tanıyo mu? az önce ama konuştukları da yarım kalmış bi şeyi konuşuyo gibi hepsinin yüzü. o da mı polis? o da polis olsa ne güzel olur. o da polis olsa, kibar bi türkün dublajladığı sürücü fena göt olur.
sürücünün adama neden kızdığını, neden ceza yediğini, para cezasıyla birlikte ceza puanı da mı aldığını tam olarak öğrenemeden tarlabaşı’ndan taksim meydanı…
bulaşık yıkadım, biraz ortalığı topladım, dışarı çıktım, geçen gelişimde gittiğimiz ve nerde olduğunu çok iyi bildiğim çeberlitaş köftecisini üç tur atıp bulamayınca, köfteci yerine, yerine kesin bu açıldı dediğim pizzacıya girdim, çok büyük boy pizza ısmarladım, aynısından bi tane daha verdiler diye strese girdim, bakkala uğradım, bakkal -onun yalancısıyım- istanbul’a ilk pizzayı kendilerinin getirdiğini anlattıktan, şimdiki pizzacıların pizzayı makineyle yaptığından dert yandıktan, onların da pizza mı olduğu dedikodusunu yaptıktan ve elimdekileri kaç kişi yiyceğimizi sorduktan sonra yeni şeyler anlatmaya başlarken çıktım dükkandan ve eve geldim.
cumartesinin çabuk bitmesi, pazartesiden cumaya günlerin uzadıkça uzamasından daha az can sıkıcı diil.
şimdi fonda zaga, kanepede fh, yerde ben.
not: fh’nin bilgisayarından gönderiliyo. çünkü nedense benimkinden resim konamıyo yazının üstüne!

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home