BÜYÜYÜNCE...

cd alıcam, kahve içicem, bakınıcam.
bakırköy’e gitme amacım cd içmek ve kahve almaktı. bi de bakınıcam. beyniniz yanlışı sezebildi mi?
neyse… ikisini yapamadım. üçüncüsü de bu ikisini yapabilme amaçlı yapılıp dururken, başka işler de yapıldı.
neyse… ikisini yapamadım. üçüncüsü de bu ikisini yapabilme amaçlı yapılıp dururken, başka işler de yapıldı.
14.07 olmalı evden çıkış saatim. hava tam tahmin ettiğim gibi. giysimden memnunum. taksiyle mi gitsem, dolmuşa mı binsem kararsızlığında köprünün ötesindeki durağımsı yerde sigara tüketip bekliyorum. dolmuşa binemem. kalabalık ötesi, durup yolcu alan dolmuş. o kalabalığa girersem bi tomar insanla nefes alışverişine de giricem. ertesi güne yeniden hastayım, demek bu da… taksi geçmeyen yolda “yenisini mi beklesem, taksiye mi binsem?” sürüyo hala. dikildiğim yerin karşısında fidanlık var. karşıya yürüyüp fidanlığa girdim. limon, portakal, mandalin(a), hurma ve dalları meyvesiz olduğundan çıkaramadığım daha pek ağacın fidanları dizilmiş. o sırada karar verdim, dönüşte bi limon fidanı almaya. şimdi, üstündeki iki meyvesiyle salonda duran ve bence bakıştığımız fidanımı, saksısı ve topraklarıyla taksinin bagajına koymaya 2,5 saat kadarın olduğu sıra, karar verdiğim sıra.
tüm bakırköy’ü taradım istediğim cd yok. bu süre içinde yeni bi yerde(n) çiğköfte yedim, eve içli köfte aldım; turşucu-ya/-dan girdim turşu suyu içtim, eve götürmek için turşu torbalattım; kafka’nın ‘kayıp’ romanı okuyayım derdindeydim bi süredir, bulup onu da edindim. ama kahve içinse artık çok geçti. çünkü fidanlık kaçta kapanıyo, bilmiyoduk. ve o limonu bugün alamazsak biz, bundan hiç memnun olmazdık. sabırsızızdır çünkü. yarını, hele hele bayramdan sonrayı falan mümkünü yok, bekleyemezdik.
limon ağacı alışım, artık kendi şehirlerine dönmelerine on gün kalmış ebeveynimin, beklemedikleri bi anda yadırgama eyleminde bulunmalarına neden oldu. bugün herhangi bi’şeyi yadırgıycaklarını tahmin etmemişlerdi sanırım. ve aslında hiç kimse, ‘bugün yadırgıycağım bi’şey yaşıycak mıyım?’ diye düşünmez. saçmalamayayım bence.
annemle ağacımı saksısına -kestane topraklarıyla- balkonda diktik. bi süre can suyunu balkonda mı versek, durucağı yerde mi versek’leyip, işi balkonda bitirdik. ve kendisini dünya modelim için düşündüğüm yere koyduk.
yorumlar: taksicinin ağacımla ilgili yorumu, “kaça aldın abi, evde mi bakıcaksın?”la sınırlıydı. babam, ‘niye kedi almadın?’ dedi. annem, ‘nasıl bakıcaksın?’ladı bi süre. apartmana girişte ‘lanet olsun!’ diyen iç sesim eşliğinde karşılaştığım aptal komşularımdan biri -ki daha önce de benzer bi sıfatla yer almıştı günlükte- limonları bedavaya getiriceğimden, benim, işini bilen bi kişi olduğumdan söz etti. bayramda bur’damıymışız, buna çok şaşırdı, e buradaysak yarın mutlaka bayram ziyaretine gelmeye karar vererek kapısını açmaya koyuldu. bense, bunun bana çok iyi geliceğini söyledim durdum kendime. iyi yaptın, falan dedim.
‘kuzu’ koydum ağacımın adını.
tüm bakırköy’ü taradım istediğim cd yok. bu süre içinde yeni bi yerde(n) çiğköfte yedim, eve içli köfte aldım; turşucu-ya/-dan girdim turşu suyu içtim, eve götürmek için turşu torbalattım; kafka’nın ‘kayıp’ romanı okuyayım derdindeydim bi süredir, bulup onu da edindim. ama kahve içinse artık çok geçti. çünkü fidanlık kaçta kapanıyo, bilmiyoduk. ve o limonu bugün alamazsak biz, bundan hiç memnun olmazdık. sabırsızızdır çünkü. yarını, hele hele bayramdan sonrayı falan mümkünü yok, bekleyemezdik.
limon ağacı alışım, artık kendi şehirlerine dönmelerine on gün kalmış ebeveynimin, beklemedikleri bi anda yadırgama eyleminde bulunmalarına neden oldu. bugün herhangi bi’şeyi yadırgıycaklarını tahmin etmemişlerdi sanırım. ve aslında hiç kimse, ‘bugün yadırgıycağım bi’şey yaşıycak mıyım?’ diye düşünmez. saçmalamayayım bence.
annemle ağacımı saksısına -kestane topraklarıyla- balkonda diktik. bi süre can suyunu balkonda mı versek, durucağı yerde mi versek’leyip, işi balkonda bitirdik. ve kendisini dünya modelim için düşündüğüm yere koyduk.
yorumlar: taksicinin ağacımla ilgili yorumu, “kaça aldın abi, evde mi bakıcaksın?”la sınırlıydı. babam, ‘niye kedi almadın?’ dedi. annem, ‘nasıl bakıcaksın?’ladı bi süre. apartmana girişte ‘lanet olsun!’ diyen iç sesim eşliğinde karşılaştığım aptal komşularımdan biri -ki daha önce de benzer bi sıfatla yer almıştı günlükte- limonları bedavaya getiriceğimden, benim, işini bilen bi kişi olduğumdan söz etti. bayramda bur’damıymışız, buna çok şaşırdı, e buradaysak yarın mutlaka bayram ziyaretine gelmeye karar vererek kapısını açmaya koyuldu. bense, bunun bana çok iyi geliceğini söyledim durdum kendime. iyi yaptın, falan dedim.
‘kuzu’ koydum ağacımın adını.

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home