9

drive time’ın üç aşağı beş yukarı tekabül ettiği dilimi shopping-time diye de adlandırabiliriz. bu saatte markete gidersen alışveriş seni önce uzun kasa sırasına hemen peşinden de strese sokar. ve eğer günlük alışverişçiysen bunu aşağı yukarı her gün yaşarsın. trafiği; hafta sonunu kurtarmak için büyük alışverişini senin günlük alışveriş saatine denk getirmiş olanlar, çalıştığı şirketten alışveriş çeki almış olanlar, kredi kartı borcunu marketteki poss üzerinden ödemeye gelenler aksatır. çok sıkılarak bekler; kasanın yakınında duran reyonlardaki fotoğraf çerçevelerini, mumlukları, masa çanlarını, prezervatifleri, fotoğraf albümlerini, naneli şekerleri, öteki şekerleri, şekersiz şekerleri, kadın ve çocuk dergisi kutularını, sakızları, almaktan vazgeçilerek bu reyonlara bırakılmış, aslında bur’da hiç işi olmayan başka şeyleri -kuzu böbreği, sıvı sabun, nemlendirici, poşet çay gibi birbiriyle gayet tanışmıyomuş gibi ve bunu çok belli ederek duran başka şeylerdir bunlar- inceleyerek geçirirsin.
bugün öyle diildi. daha önce hiç bulaşmadığım ve yanlarından geçerken “ne saçma, kim kullanıyo ki bunları!” diye geçirdiğim mayalı süt ürünlerini incelemek ve ambalajından tadının en güzel olduğunu tahmin ediceğim birinden midemi hale yola soksun diye üç-beş tane almak için girdim markete. son derece önemli bi başka alışverişim daha olucak; ama onu pastaneden de yapabilirim -babamın doğum günü… pasta…-. ayrıca ikisini de unutmamak için sabahtan beri tekrarlıyorum.
danone’den tırsıyoruz. fiziksel tüm gelişimlerini tamamlamış biri olduğumu söylese de takvim, olası gelişimimi sekteliycek şeyler barındırıyo olabilir danone’nin mayalı içiceği. son derece bursalı bi markanın çilekli ürününde karar kıldım. pastayı da seçtim. endişeyle kasaya yürüdüm. o da nesi! sıra mıra yok. işlemi yapılan kadın, alışveriş çekleriyle yapmış ödemesini onun zımbırtıları sürüyo. bekleme zamanında aptal ve ama üstünde çok uğraşılmış balonumsu, çubuklu -yılbaşı süsü mü desem/oyuncağı mı desem- o şeyle ilgilendim.
bi’kaç dakka sonra alındım.
migros kartımız var mı?
var. ama onu cüzdandan bulup çıkarıp veresimiz yok. o yüzden yanıtı, henüz siz duymadan değiştiriyorum. hayır, migros kartımız yok. hatta bu yüzden bakınız ne çok üzgün ve bi o kadar da yalancı, mimiklerim.
bugün öyle diildi. daha önce hiç bulaşmadığım ve yanlarından geçerken “ne saçma, kim kullanıyo ki bunları!” diye geçirdiğim mayalı süt ürünlerini incelemek ve ambalajından tadının en güzel olduğunu tahmin ediceğim birinden midemi hale yola soksun diye üç-beş tane almak için girdim markete. son derece önemli bi başka alışverişim daha olucak; ama onu pastaneden de yapabilirim -babamın doğum günü… pasta…-. ayrıca ikisini de unutmamak için sabahtan beri tekrarlıyorum.
danone’den tırsıyoruz. fiziksel tüm gelişimlerini tamamlamış biri olduğumu söylese de takvim, olası gelişimimi sekteliycek şeyler barındırıyo olabilir danone’nin mayalı içiceği. son derece bursalı bi markanın çilekli ürününde karar kıldım. pastayı da seçtim. endişeyle kasaya yürüdüm. o da nesi! sıra mıra yok. işlemi yapılan kadın, alışveriş çekleriyle yapmış ödemesini onun zımbırtıları sürüyo. bekleme zamanında aptal ve ama üstünde çok uğraşılmış balonumsu, çubuklu -yılbaşı süsü mü desem/oyuncağı mı desem- o şeyle ilgilendim.
bi’kaç dakka sonra alındım.
migros kartımız var mı?
var. ama onu cüzdandan bulup çıkarıp veresimiz yok. o yüzden yanıtı, henüz siz duymadan değiştiriyorum. hayır, migros kartımız yok. hatta bu yüzden bakınız ne çok üzgün ve bi o kadar da yalancı, mimiklerim.
benimle işi biten kasiyer kasayı kapattı. kasa önünün zincirini takarak kasayı kapattığını göstergeledi. uzaklaştı. gözüm, bu sırada çarptı, iç sayfalarında yıllık burç yorumlarını verdiğini, kapağında ilan eden haftalık dergiye. kasiyere bakındım, gitmiş. dışardan alırım, dedim; sonra dışarı çıktığım gibi unutucam-dışardan alamam, dedim. marketten çıkışımda nerdeyse doksan dereceyle göz göze geldik bağırıp çağırmayan, or’da olduğunu ortaya seslenerek ünlediği söylenebilicek milli piyangocu kadınla. bakıştık. boşver, yürü, dedim kendime. yürüdüm gittim. marketin bahçesinden çıkmak üzereydim ki geri döndüm. kadına yöneldim, tomar içindeki biletlerden biri bana bakıp ışıldadı, ışıldamasına şaşırdım, ışıldamasına fizikötesi anlamlar yükledim, bu anlamalara derhal inandım, bileti ışıldayan yerinden tutup çektim. baktım ki 9 ve 0’lardan ibaret numarası.
özetle, beklediğim yüklüce bi ‘ödeme’ var artık. Ödiycek olan: ulusal piyango.
9’u severim.

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home