16 Kasım 2006 Perşembe

YALAN DOĞURGANDIR, AYRICA GÜZELDİR.


yalan doğurgandır! yalnızsa derhal sıkılır!
dün küçük de olsa acı verici bir operasyon geçirdiğimden bugün de kontrol randevum olacaktı elbette. oldu. işe öğleye doğru giderken aklıma birazdan şahane bi fikrin geleceğinden habersizdim. başımın üstünde cıvıl cıvıl yıldızların yanıp söndüğü andır, az önce ‘birazdan’ diyerek kendisinden söz ettiğim an. ki uzun süredir kendi kendine oral seks yapan insanlardan olmakla ilgili isteğime yeni bi istek eklediğim andır ayrıca: gözlerimin nasıl parladığıyla karşı karşıya kalmak!...

-senin faturaların yok mu ödenicek?
-var.
-e o zaman?

içeri girdim; geldiğimi, tahlil sonuçlarımın öğleden sonra çıkıcağını, o kadar çıkıcaklar di mi; gidip almam gerektiğini, haklısınız e zaman niye geldiğimi, ah sormayın bi miktar avans almam gerektiğini, bilirsiniz hastaneleri işte’yi, mümkünse avansı alıp sonsuz can acımla tekrar yavaş yavaş gideceğimi bildirdim. ısrarları kıramayarak biraz gagaladığım öğle yemeğini de sayarsak on dakikada işyerinden çıkıcak hale gelmiştim. ı ıh. öz’le laklak etmeyi hemen çıkıp gitmeye tercih ettim.
öz, yolumdan döndürücüm olarak katılıyo hayatıma. bi müddet kendisiyle duygusal bi ilişkim olması ihtimalinin ne denli korkunç olucağıyla ilgili paranoid korkuyla baş etmeye çalıştıktan, sonrasındaki bi müddet kendisine aşık olmamam gerektiğiyle baş etmeye çalıştıktan, hemen peşindeki bi müddet öz’e aşık olan kendimle baş etmeye çalıştıktan, ardından gelen bi müddet öz’ün lanet olsun ki sağlıklı bi ilişkisi olduğu gerçeğiyle baş etmeye çalıştıktan, tüm bunlar olurken benimle baş etmeye çalışan öz’ün, bunun ne derece zor olduğuyla ilgili isyanıyla baş etmeye çalıştıktan sonra şimdi yeniden arkadaş oluyoruz. öz’ü seviyorum, öz beni de seviyo. öz, bi kız bu arada. ileriye ve eş cinse dönük planlarımı, hayatıma girerek sekteye uğratan, bi anlamda beni yolumdan döndüren kişi aynı zamanda. az önce de özgürlüğe çıkışımın farkında olmadan geciktiricisi. dün o da doktora gitti. ‘o da’ derken kendimden asla utanmıyorum. ben kendime ilk inananlardanım. biraz onun doktorundan, biraz benim doktorumdan, onun ne feci bi sırayla karşılaştığından, o sıraya tabii ki yazılmadığından, sıra beklemenin zaten hiç bize göre olmadığından, dünkü toplantının asıl ertelenme sebebinin, benim iş yerinde bulunamıycak olmam olduğundan, onun toplantıya gelmemesinin yönetici için sinirlenme sebebi olmasının ne denli anlamsız olduğundan söz ettik. öz’e doğruyu söylemedim. öz çalışmaya döndüğünde ben de sokağa dönmüştüm.

pop star diilim, bu yüzden de faturalarımı kendim ödüyorum. aslında pek ödediğim söylemez. pek ödediğim söylenemediğinden çok ödediğim söylenebilir. asıl sorun fatura ödemeye vakti olanlardan olmamam. ben işyerindeki işimi bitirip çekip – çıktığımda fatura tahsilatı yapan yerler artık kapanmış oluyo. nereye ödiycem? neden bankada otomatik ödeme talimatım yok? çünkü bu kez de fatura gününden önce bankaya gidip hesabımın ilgili ödemeyi yapabilmesi için para yatırmam gerekiyo. maaşımı da bana, üstünde adım yazılı beyaz zarflar içinde sunduklarından, söz konusu maaştan o banka hesabında biriktirilecek kadar para hiç kalmadığından otomatik ödeme üzerinde durmak anlamsız. ayrıca pop star olsam büyük ihtimalle kendim öderdim o faturaları. halkın arasına karışmak imajımı muhteşem parlatırdı. pop star olmadığıma göre gidip ödeyemiyorum! ama işte fırsat bu fırsat, git, son derece gecikmiş su faturasını yatır. yukarıdaki fotoğraf, bakırköy iski’den çıkışta meydan’a doğru yürürken karşıma çıkan istasyon sarmaşıklarına ait. artık bi, günlük bloğu sahibi olarak yanımda fotoğraf makinesi taşımam gerektiğine aydıktan ve bugün taşımadığıma üzüldükten bi’kaç saniye sonra çekildi. cep telefonuyla… (teknik bi hata sözkonusu. ilgili fotoğrafın olması gerektiği yerde şimdi ona vekaleten başka ve ilgisiz bi fotoğraf duruyo)


istanbul’da pastırma yazı… müthiş bi sonbahar… havaların sıcak gitmesi (gerçekten de ‘gitmesi’), ahmet mete ışıkara’nın yaptığı söylenen deprem uyarısının ardından, “n’ooluyoruz?” duygusu uyandırsa da jeofizikten hiç anlamayan bende ve ufak bir nezle geçiriyo olsam da bu sıra, hayran ettirici renkler çıkarıyo karşıma. akşamüstü dörde doğru batarken güneş, vurdurduğu, kontrası yüksek turuncuyla öyle bi kırmızımtırak parlatıyo ki çirkin apartmanları bile, bakıp kalıyorum. “gel öz, kasım’a bakalım.” 2006 kasım’ı için seçtiğim slogan. iş yerinin çatısındaki sigara odasından terasa çıkılması, kasım’a bakılması, sigaranın bi kısmının da kasım’a bakılarak içilmesi…

fh’ninse önce dün, sonra günün ilk saatlerinde, son olarak da öğleden sonra yaptıklarıyla ciddi bi yardım paketi niteliği taşıyan katkılarını unutamam.

unutmadan; fh, ayrıca ve ayrıca unutulamıycaklar listemin de tepesindedir.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home

<
 8o  XML� 
Image Hosted by ImageShack.us