18 Kasım 2006 Cumartesi

CUMARTESİ CUMARTESİ


cumartesi erotiktir.

erotik miydi? diildi.

berbat bir cumartesi geçirdiğime bire on bahse girerim. ki siz girmezsiniz bu bahse. ne giriceksiniz! dolayısıyla bu cumartesiden herhangi bi faydaya ulaşılması mümkün diil.

uyandırıldığımda toplantı başlamıştı. fırlayışım, sabah yaparım diye akşamdan yapmadığım uzun çişi yapışım, el yüz yıkayış, iki el kanda olsa da yakılan sigara, ‘of saça bak!’; suyun ısınmasını beklemeden saç yıkama, hava dışarıda göt dondurduğu ve ben bunu tahmin ettiğim hâlde elime ilk gelen olduğundan tişört giyişim ve evden apar topar ayrılış… nefret ettiğim, güne başlayış modeli. ama nedense genelde bu model popüler sabahları!

hızlı yürürsem bir dakika ya yol, koşunca kırk saniyede alınabiliyo. koştum hâliyle… 10.23’te, yirmi üç dakka rötarla hızlıca girdim bahçeye. park edicek bi şeye sahip olmadığımdan bi de bununla zaman kaybetmedim. bi’kaç merdiven… kapı. kısa süren bir hol. yine kapı. sonra daha geniş olan hol. ‘toplantı odasına mı yönelsem, bi çay mı alsam?’ ‘yok en iyisi notları aliim ben.’ ama ‘off! notlar mail adresimde!’gibi sıkıntıları bi hışım yaşayıp toplantı odasına daldım. psi’nin devam etmekte olan uzun cümlesiyle ikinci gündem maddesinin sonuna gelinmek üzereydi. özür dilediysem de kimse oralı olmadı. oralı olmadıklarına inanmadım. psi, kendisinin belirlediği saate riayet etmediğimden; ötekilerse, ‘biz ettik bu niye etmiyo?’ yüzünden nefret duydular bana. empati yeteneğimin üstüne empati yeteneği tanımam!

üçüncü maddeyi açan psi, bana dönerek ‘buyrun…’ demeden bi’kaç saniye önce ido, üçüncü madde kopyasını çakmıştı çaktırmadan. sanki en başından beri ordaymışım ve adapte olalı yıl olmuş; tam toplantı havamda hatta tam bu havanın gerektirdiği formdaymışım gibi, dün notlarımı alırken ‘mutlaka değiniim buna.’ dediğim bi yerden daldım mevzuuya. sıramı savıp, dördü beklemeye geçerken çay arandım, yok. getirilenler, çoktan tüketilmiş. eskiden bulundukları tabakta şimdi kırıntıları duran her neyse onlar, onlar da bitmiş.

sabah akşam tok karna içtiğim antibiyotiklerin çok feci uyku yaptığını, ama daha da fenası antibiyotiklerin sağladığı yarar sırasında verebiliceği zarara karşı aldığım vitaminlerin yatmadan hemen önce bu uykuyu kaçırdığını bu yüzden vaktinde yatıp (neyse bu vakit?) vaktinde uyanamadığımı, kusura bakmamalarını, çünkü bildikleri üzere narin bir yerimden ciddi bi operasyon geçirmiş olduğumu, nasıl yaptımsa dördüncü maddeye bağladım. başarım beni gururlandırdı. kendimi ödüllendirmeliydim ama bir ‘ara’ istemem doğru olmıycaktı, bu yüzden bu fikri hemen silip attım.

saatler sürdü... itiraf etmeliyim, bunda benim de payım yok diil. 'konuştukça açılmam', 'açıldıkça konuşmam' gibi bir sonuç doğuruyo. fasit dairelerim pek eksik olmamıştır zaten!
iki sigara molasıyla bi yemek molası dahil beş saat kadar…

dün bitirilmemiş bi’kaç işi bitirmem gerektiğinden toplantıdan sonraki sigaralara, dosyalar karıştı. benim kadar olmasa da benzer dağınıklıklara sahip öz’le birlikte, beşe doğru yavaş yavaş çıktık, sabah bi hışım girdiğim kapılardan, sonra bahçeden… park edicek bi şeye sahip olmadığından bi şey park etmediğim için, bi de bununla zaman kaybetmedim.

sabahki hızım yüzünden parasızım. hiç aklıma gelmedi, giydiğim pantolonun cebinde para olup olmadığı sabah çıkarken. öz’e kahve içmeyi önerişim, ‘içelim.’ yanıtı, ‘param yok öz.’, ‘ben öderim.’, ‘sigarayı naapıcaz?’, ‘ben alırım’, ‘yemeğe de mi gitsek öz?’ sırıtışımla önce sigaracıya, sonra kahveciye yürüdük.

eve jingle sıkıntısıyla döndüm. ‘bi bahane bulur muyum?’ endişem, masaya yapmak üzere oturuncaya kadar sürdü. jingle’lar sırasında yemek meselesini yine hızlı hâllettim. mcdonald’s fish burger! 336 35 35’teki mcdonald’s kızı -aynısı mı hep, bilmiyorum- balıklı sandviçe ‘fish burger’ dediğimizde gıcıklaşıp ‘balıklı sandviç’; balıklı sandviç dediğimizdeyse yine gıcıklaşıp bu kez de ‘fish burger’ diyo. bi müddet hangisini desem diye ‘eeeee’ sesi verdim kendisine. ‘fish burger’de karar kılıp uygulamış olsam da kızın tutumu aynı. ‘bir balıklı sandviç mönü….’ diye saydı, feed back’i.

cumartesi erotik merotik diil görüldüğü üzere…

pazarsa, futbol günüdür çocukluktan beri. hiç futbolcu fantezim olmadı.
ki pazar sevmem. sevmediğim bi günün tatil olması ne kötü!
ki tabii ki futbol da sevmem.
sevmediğim bi şeyin futbol olması ne iyi!

nasıl oluyo da bu kamt, girilerini oylayan ve onu hep popüler tutan birinin varlığını hissetmiyo?
hissediyo mudur acaba?
oyladığım girilerini birbirine bağlasa, birinin onu izlediğini fark edicektir mutlaka.
diyelim etti. n’aapabilir ki, ‘kim bu?’ demek için?
‘kim bu?’ diyebilir.
peki ben, nasıl ‘benim’ diycem?!
ekşi sözlük şifresi bulmam gerek! bilmemkaçıncı kez yine…
ve bulursam ilk olucak; bulamazsam bi kez daha hiç.

günlüğün son gününün en başta olması kafamı karıştırıyo. böyle olmamalı mı ne?

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home

<
 8o  XML� 
Image Hosted by ImageShack.us